teknoloji manyağı

KOMPLO TEORİLERİ VE BAZI TEKNOLOJİK GELİŞMELER

umutcanuluc | 15 Nisan, 2009 13:52

AYA AYAK BASILMADI

1957 Ruslar Uzaya ilk uyduyu gonderdi. Boylece ABD'nin bir adim onune gecmis oldu. Ardindan uzaya ilk insani da gonderdi. ABD'ye bu yarista one gecmek icin tek bir yol kaldi. AY'A AYAK BASMAK. Goruntulere ve belgelere bakilirsa 20 Temmuz 1969'da bunu basardilar. Ancak fotograflara ve o gunlerin sartlarina bakilinca bazi supheler ortaya cikiyor. Neil Astrong kendisi icin kucuk insanlik icin buyuk adimi atti mi ? Yoksa senaryo mu ?

YIL 1969

60'larin sonunda 70'lerin basinda teknoloji birikimi ne kadardi ?
 
O zamanin bilgisayarlari tirlarla tasiniyordu, uzay aracina nasil sigdi ?
 
Eger Amerikalilar o zamanin teknolojisi ile Ay'a gidebildilerse simdi Mars'ta koloni kurmalari gerekmez miydi ?

ASTRONOTLAR STUDYOYA INDI

Temsili aya inis goruntuleri, genis bir alana kurulu San Benardino yakinlarindaki Norton Hava Üssünde gerçekleştirildi

KANIT FOTOGRAFLAR

Fotograflardaki astronotlarin gölgeleri neden farkli boyutlarda ? Oysa Ay üzeride tek isik kaynagi var.

NASA'ya gore: "Ay yuzeyini bir tepsi gibi dusunursek golgelerden suphelenmekte hakliyiz ancak ancak Astronotlarin bir yamacta oldugunu ve farkli seviyelerde oldugunu dusunursek golgelerin uzunluklarinin ayni olmamasi normal. Ayrica burasi bir studyo ise neden tek golge var ?"

Modulun altinda niye iz yok ? Teknik ozelliklerine bakilirsa Ay modulunun roketi yaklasik 1.5 ton basinc cikariyordu. Ay yuzeyi tasli ve tozlu ise modulun altinda kucuk bir krater olusmasi gerekmez miydi ?

Ay'da atmosfer yok, oyleyse neden tum fotograflarda hic yildiz gorunmuyor ? Gokyuzu neden simsiyah ?

NASA'ya gore: "Fotografla ilgilenenler bilirler, fotografta alan derinligi yani netligi odakladiginiz bolum vardir. NASA yetkilileri bu fotograflarda netligin on plandaki nesnelere gore ayarlandigini yildizlarin da bu yuzden gorunmedigini savunuyor.

"Man on the Moon" fotografinda ufuk cizgisine yaklastikca karanligin arttigi goruluyor. Oysa atmosferi olmayan Ay'da ufuk cizgisinin daha keskin ve parlak olmasi gerekir.
NASA'nin aciklamasina gore Ay'a Neil Amstrong ve Buzz Aldrin ayak basti. Peki fotografta gorulen ucuncu kisi kim ? Ya da orasi neresi ?

KOMIK OLMAYIN BEYLER ORASI AY!..

Verilere gore Ay yuzeyindeki gunduz sicakligi 260-280 Fahrenayt. Bu sicaklikta dunyada kullanilanlardan farkli gorunmeyen film makinesi nasil erimiyor ?

Ayin karanlik yuzundeki hava sicakligi -40 dereceye kadar ulasiyor. Bu sicaklikta elektrikli cihazlarin calismadigi biliniyor (en azindan o tarihlerde oyleydi). Diger taraftan gunese donuk tarafa geciste isi farki nedeniyle cisimlerde esneme ve kirilmalar olur. Astronotlar ve ekipmanlar buna nasil dayanabiliyor ?

Ay'daki yercekimi Dunya'kinin 1/6'si kadar. Peki goruntulerde zipladigi gorulen Astronatlar zipladiginda neden bir adimdan oteye gidemiyor ?
Ay'a gonderilen Apolla Uzay araci saatte 6 bin km hizla hareket eden metorlar arasindan parcalanmadan Ay'a nasil gitti ve geri dondu ?

PEKİ NEDEN KANDIRILDIK ?

CUNKU: ABD yönetimi, uzay calismalari icin 30 milyar dolara yakin para harcadi. basarisiz olunsaydi halk vergilerinin hesabini soracakti. Oysa Ay'a ayak basilinca butce onlarca katlandi.

CUNKU: O gunlerde ABD hukumetinin uzerine Vietnam savasinin kara bulutlari cokmustu. Gundemin degismesi gerekiyordu. Astronotlar Ay'a gidince akillar da Ay'a gitti. Ve savaş unutuldu. Inanmayanlar tarih kitaplarina baksin. Ve iki olayin ne kadar eşzamanli oldugunu gorsunler.

CUNKU: SSCB uzay yarisinda onde gidiyordu. One gecmek icin tek yol Ay'a ayak basmakti.







Zaman yolculuğu mümkün, ama...

Kaynaklar: www.firstscience.com, www.sciam.com, www.spiegel.de

İnsanoğlunun en heyecan verici hayallerinden biri ne derecede gerçekleşebilir? Bilim kurgu filmlerinin vazgeçilmez konularından biri olan zaman yolculuğu tümüyle olanaksız değil. Bir İngiliz fizikçi zaman yolculuğu için gerekli donanımları bile önerdi.


Zaman yolcuğu bugüne dek birçok filme konu oldu ve bu tür filmleri izlerken hepimiz farklı zamanlara gitmeyi hayal ettik. Kimimiz firavunlar ülkesindeki görkemli piramitlerin ne şekilde inşa edildiğini veya dünyamızın 100 veya 200 yıl sonra ne duruma geleceğini merak eder.

Aslında geçmişe veya geleceğe yolculuk birçok açıdan insanların yararına olurdu. Mesela arkeologlar tarihöncesi dönemlere giderek, yorumlamakta zorlandıkları kalıntıları açıklayabilir ve bilgilerini tamamlayabilirlerdi.

Ya da geleceğe yolculuk edip, birkaç yüz yıl sonraki teknolojileri kopya etmek nasıl olurdu acaba?

Bu tür fantezileri hayal etmek çok kolay, ama bu konuyu bilimsel anlamda araştırmak zordur.
http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=792399
Örneğin, zamanda yolculuk üzerinde çok fazla duran bir bilim adamının, ödenekleri boşuna harcadığı gerekçesiyle eleştirilebileceğini ya da bu tür araştırmaların ordu tarafından gizlendiğini söyleyen Stephan Hawking, zaman yolcuğunu politik açıdan doğru bulmamakta.

Fakat fizik bilimi bu konuyu ‘kapalı zamansal eğri' gibi karmaşık terimlerin arkasında gizleyerek araştırmanın yolunu bulmuş bile.

Dünya 1000, siz 10 yıl

İnsanoğlunun zamanda yolculuk serüvenini başlatan Albert Einstein olmuştu. Fizikçinin özel ve genel görelilik kuramları, evrenin düzeni hakkında bambaşka bir tablo sunuyordu. Buna göre zamanın akışı, insanın uzayda ne hızla hareket etmesine bağlı olarak değişmekte.

Örneğin dünyadan bakıldığında, bir astronotun hızı, ışık hızına yaklaştıkta daha yavaş geçer. Bu etkiyle bin yıl sonraki dünyaya yolculuk edilebilir.

Amerikalı fizikçi Richard Gott, zaman yolculuğunun konseptini kısaca şu şekilde açıklıyor:

Bir uzay gemisine binin ve dünyamızdan 500 ışık yılı kadar uzaklıkta bir yıldıza gidip, geri dönün. Gidiş ve dönüş yolculuğu neredeyse ışık hızında yapıldığında dünya 1000 yıl, siz ise sadece 10 yıl yaşlanmış olursunuz.

Fakat teorik olarak mümkün gibi görünen yolculuk hayali, pratikte uygulanmak istendiğinde zorlu engeller çıkıyor ortaya. Bir kere bu kadar hızlı çalışan bir uzay aracı bulunmuyor henüz. Ve her şeyden önemlisi geleceğe yolculuk eden kişi günümüze nasıl dönecek? Sonuçta özel görelilik kuramına göre zaman tek yönlü!

Paralel evren

Geçmişe yolculukta da durumun daha iyi olduğu söylenemez. Einstein'ın genel görelilik kuramında uzay zaman yerçekiminin etkisiyle ‘bükülmekte' ve bu özellik 1967'de Amerikalı fizikçi John Wheeler tarafından ‘karadelik' olarak adlandırıldı.

Önüne gelen tüm maddeleri yutan karadeliğin muazzam kütle çekimine ışık bile karşı koyamıyor.

Albert Einstein ve öğrencisi Nathan Rosen, 1935 yılında bu tür oluşumların varolamayacağını kanıtlamaya çalıştıysalar da başarılı olamadılar ve bunun yerine bu iki uzay zaman kuyusunun birbirine dokunarak, dünyamız ve bir paralel evren arasında bir köprü oluşturduğunu buldular.

Aynı evrendeki iki nokta arasında bir tünel oluşturan bu köprü daha sonra ‘kurt deliği' olarak adlandırıldı. Buraya kadar her şey iyi güzeldi de bu ‘kurt delikleri' sabit değildi ve bu da işi yeniden zorlaştırıyordu.

Kurt deliği

Fakat Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü fizikçisi Kip Thorne, astrofizikçi ve roman yazarı olan arkadaşı Carl Sagan için sabit bir ‘kurt deliğinin' bulunup bulunmadığını kontrol edince olumlu bir sonuca ulaştı.

Thorne, dostunun bu isteğini Einstein'ın formülüne uyarlayınca doğrudan doğruya bir kurt deliğine giden bir zaman halkası bulmuştu.

Bilim adamları uzayda bir kurt deliğinin varlığını öğrendikten sonra bir zaman makinesi görevini görecek olanının ne şekilde üretilebileceğini düşünmeye başladılar.

Tıpkı bir kara delikte olduğu gibi, kurt deliğinin çekim alanı da geleceğe taşıyan bir araç olabilirdi.

Üstelik kurt deliği daha avantajlıydı, çünkü geçmişe de götürebilirdi. Ve A noktasından hızlı bir dönüşle yine terk edilen bölgeye dönülebilirdi.

Kuantum fizikçileri varlığını çok kısa bir süre sürdürebilen minik bir kurt deliğinin, evrenin ince yapısında yani uzay zaman köpüğünde (kuantum köpüğü) üretilebileceğini buldular.

Bu ‘sanal' kurt delikleri varlıklarını sadece bir nano saniyenin bilyonda bilyonda bilyonda yüzü kadar sürdürebilir ve çapları ise bir Planck uzunluğunun çapına eşit olurdu.

Zaman makinesi içinhttp://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=792400

Fizikçiler sonunda zamanda ileriye ve geri doğru hareket etmenin bir olanağını bulmuşlardı ve zaman makinesinin tasarımını mümkün kılan yapı parçaları İngiliz fizikçi Paul Davies tarafından geliştirildi. Davies'in önerdiği parçalar şunlar:

Collider: (Parçacık hızlandırıcısı). Gerekli enerji miktarını üretiyor.

Imploder: (sıkıştırıcı ve yoğunlaştırıcı). Enerjiyi mikroskobik noktada sıkıştırıp yoğunlaştırıyor. Bu noktanın üzerinde kurt deliği yaratılmakta.

Inflator: (Genleştirici) Kurt deliğini, insanın içine sığabilecek şekilde büyültüyor.

Differentiator: (Farklılaştırıcı). Kurt deliğinde süreğen bir zaman farkı yaratarak zamanda yolcuğa izin veriyor.

Gerekli enerji

Bu durumda dönüş yolculuğu, genel görelilik kuramına göre yolculuk eden kişiye, çıktığı gezegenden farklı seyreden, normal bir uzay yolculuğu gibi yaşanırdı.

Süreğen bir kurt deliğinin üretilmesi için uzay zaman köpüğüne yeterli enerjinin aktarılması gerektiğini söyleyen Davies, bunun için yaklaşık olarak sadece on milyar julün gerekli olduğunu buldu.

Bu, büyük bir santralin birkaç saniye içinde çıkardığı enerjiye eşit ve bu enerji, ağır atom çekirdeklerinin üst üste fırlatılması ve bu şekilde tozlaşmalarıyla elde edilebilir.İkinci adım çok daha gelişkin teknolojiler istiyor.

Çünkü on milyar jullük enerjinin, bir Imploder içinde bir Planck uzunluğunda küçük bir mekana dönüştürülmesi gerekmekte.

Bu girişim, günümüzde parçacık hızlandırıcılarında yapıldığı gibi iki manyetik alanla gerçekleştirilmek istendiğinde, bunun için güneş sistemimizin büyüklüğünde bir santrale ihtiyaç duyulabilir. Üstelik iş bununla da bitmiyor.

İkinci aşamada kurt deliğinin, içine bir yolcu sığacak kadar büyütülmesi gerekmekte. Örneğin, çekim kuvvetine karşı negatif bir kütle çekimine sahip egzotik bir maddeyle. Bazı fizikçiler bu maddenin var olduğuna inanıyorlar.

Jüpiter' kütlesi kadar enerji

Davies ‘How to Build a Time Machine' adlı kitabında da anlattığı gibi bu madde bir Inflator (genleştirici) içinde yoğun enerjili lazerle son derece hızlı dönen ayna sisteminde elde edilen negatif enerjiyle üretilebilir.

Ancak Amerikalı fizikçi Matt Visser'in hesaplarına göre, bir metrelik kurt deliği için güneş sistemimizin en büyük gezegeni olan Jüpiter'in kütlesine eşit negatif enerji gerekmekte.

Bu şekilde içinden geçilebilecek bir metre uzunluğunda bir kurt deliği üretildiğinde geriye son bir zorluk kalmakta. Bir ‘differantiator'/farklılaştırıcı ile deliğin iki ağzında bir zaman farkının oluşturulması gerekiyor ki, bu Davies bunun genel görelilik kuramına göre zaman akışının çekim kuvvetini yavaşlatan son derece yoğun kütleli bir nötron yıldızı olabileceğini söylüyor.

Bunun için kurt deliğinin ağızlarından biri, nötron yıldızının yakınına itilmesi gerekmekte. Burada zaman yavaşlarken (nötron yıldızı ne kadar yoğun kütleli ise zaman o denli genişlemekte) diğer açıklıkta gayet normal geçer.

Merhaba Atatürk Dönemi!http://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=792402

Gerçi Davies bile bunun pratikte nasıl mümkün olabileceğini açıklayamasa da açıklık yine güneş sistemimize geri alınabilir. Bu teoriye göre yolculuk eden uzun bir koridorda yürür gibi kurt deliğinden geçerek kendisini mesela cumhuriyetin ilk yıllarında bulabilir.

‘Zaman yolcusu zamanı geriye almak yerine, geçmişte biten bir uzay yolcuğu gerçekleştirmekte' diye açıklıyor Davies kurt deliği ilkesine göre işleyen zaman makinesini.

Ancak geçmiş öyle istenildiği gibi tarihin derinliklerine uzanmaz. Çünkü farklılaştırıcının zamanı yavaşlattırdığı an, yani diğer sözlerle zaman makinesinin üretimi geçmişte yaşanmamıştır.

Bugüne kadar herhangi bir zaman makinesinin varlığının saptanmamış olması da, bugüne kadar gelecekten hiç kimsenin bizi ziyaret etmediğini de kanıtlar aslında.

O halde Paul Davies'in önerdiği zaman makinesi bizi eski Mısır'a veya tarihöncesi dönemlere de götürmeyecektir.

Terminatör filmi

Fizikçiler de zaten zaman yolculuğu hipotezinden pek memnun değiller. Fiziğin genel ilkelerinden biri olan nedensellik yara alabilir çünkü.

Bunu örneğin Geleceğe Dönüş/ Back to the Future filminde görmek mümkün. Filmde genç bir erkek doğumdan önceki zamana dönünce, annesi ona aşık olur. Peki ama bu yüzden babasıyla tanışıp onu hiç dünyaya getirmeseydi ne olurdu?

Kimi fizikçiler bu tür paradoksların ortaya çıkabileceğine hiç ihtimal vermiyorlar bile. Bir zaman yolcusu sadece olayların akışını izleyebilir. Mesela gelecekteki bir makinenin günümüze gönderildiğini konu eden ‘Terminator' filminde olduğu gibi.

Terminator, dünyada başkaldırıcı insanlığı yaratacak olan geleceğin liderini öldürmekle görevlendirilir. Fakat geleceğin insanlığı buna rağmen anneyi koruyacak ve daha sonra da aynı zamanda çocuğun babası olacak bir kurtarıcıyı Terminator'un peşine göndermeyi başarırlar.

Gerçi bu durumda tarihin akışı değiştirilmemiş olsa da insanlığın özgür iradesi tartışılmaya sunulmuştur.

Çıkış yolu

Bu ikilem için bir çıkış noktası bulan İngiliz fizikçi David Deutsch oldu: Evrenimiz içindeki olayların farklı bir şekilde geliştiği sayısız paralel evrenlerden sadece biri.

‘Kuantum fizikçilerinin birçoğu bu çok dünyalı yorumu fazlaca ciddiye alıyorlar' diyor Richard Gott. Buna göre bir zaman yolcusu içine ait olmayan alternatif bir dünya tarihinin yaratıcısı olur. Yani bu da diğer bir evrende gelişir.

Ve bu şekilde özgür irade kurtarılmış olur, ama zaman yolcusu kendi dünyasına geri döneceğinden nasıl emin olacak?

Zaman yolculuklarıyla entelektüel olarak ilgilenen fizikçilerden biri olan Hawkings, bu konuda 1992 yılında formüle almış olduğu ‘Kronoloji- Koruma- Tahmini' (‘chronology protection conjecture') teorisinin geçerli olmasını umuyor: ‘Fizik kanunları, makroskobik objelerin zaman yolcuğuna izin vermez.'

Fakat bu sadece tahmin olduğu müddetçe, zaman yolculuğu en azından teorik olarak imkansız sayılmaz.

 

MISIR PİRAMİTLERİNİN SIRLARI

Kahire’de bulunan Keops Piramiti’nin 12 ton ağırlığında iki buçuk milyon taş bloktan oluştuğunu, günde on blok yerleştirilmesi halinde yapımının 664 yıl süreceğini, piramitin üstünden geçen meridyenin karaları ve denizleri tam eşit iki parçaya böldüğünü ve piramitin
dünyanın ağırlık merkezinin tam ortasında bulunduğunu, yüksekliğinin (164 m.) bir milyarla çarpımının güneşle dünyamız arasındaki uzaklığı verdiğini, taban alanının yüksekliğinin iki katına bölünmesinin pi sayısını verdiğini, biliyor muydunuz?

Piramitlerin içerisinde ultrasound, radar, sonar gibi cihazların çalışmadığını, kirletilmiş suyun bir kaç gün piramitin içinde bırakıldığında arıtılmış olarak bulunduğunu, piramitin içerisinde sütün bir kaç gün süreyle taze kaldığını ve sonunda bozulmadan yoğurt haline geldiğini, bitkilerin piramit içerisinde daha hızlı büyüdüklerini, çöp bidonu içindeki yemek artıklarının hiç koku yaymadan mumyalaştıklarını, kesik, yanık, sıyrık ve yaraların piramitin içinde daha
çabuk iyileştiğini, piramitin içinin yazın soğuk, kışın sıcak olduğunu, piramit kimin adına yapıldıysa onun bulunduğu odaya yılda 2 kez güneş girdiğini ve bu günlerin doğduğu ve tahta çıktığı günler olduğunu, biliyor muydunuz?

Piramitlerin Gizemi

* Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir ve bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildiği konusunda kesin olmayan farklı varsayımlar bulunmaktadır.

* Piramit, kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya, yılda sadece 2 kez güneş girmektedir. (doğduğu ve tahta çıktığı günler)

* Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.

* Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

* Kirletilmiş suyu, birkaç gün Piramit'in içine bıirakırsanız; suyu arıtılmış olarak bulursunuz.

* Piramit'in içerisinde süt, birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.

* Bitkiler Piramit'in içinde daha hızlı büyürler.

* Piramit'in içine bırakılmış su, 5 hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.

* Çöp bidonu içindeki yemek artıkları, hiç koku vermeden Piramit içinde mumyalaşır.

* Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir Piramit'in içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.

* Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur; araştırmacıların çoğu, ya içinde kayboldular ya da aynı yerde birkaç tur attılar, fakat içlerini göremediler.

* Piramitlerin içi yazın soğuk kışın sıcak olur

* Büyük Piramitin açilari,Nil'in delta yöresini iki esit parçaya bölerler.

* Gize'deki üç piramit aralarinda bir Pitagor üçgeni olacak sekilde düzenlenmislerdir.Bu üçgenin kenarlarinin birbirlerine göre orani 3:4:5'dir.

* Büyük Piramitin tabininin yüzeyi,anitin yarisinin iki katina bölündügünde pi=3,14 sayisi elde edilir.

* Büyük Piramitin dört yüzeyinin toplam yüzölçümü,piramit yüksekliginin karesine esittir.

* Büyük Piramit,dünyanin kara kitlesinin merkezinde yer aliyor.

* Büyük Piramit,dört ana yöne göre düzenlenerek insa edilmistir.

* Piramit dev bir günes saatidir.Ekim ortasiyla Mart basi arasinda düsürdügü gölgeler mevsimleri ve yilin uzunlugunu gösterirler.Piramiti çeviren tas levhalarin uzunlugu bir günün gölge uzunluguna esittir.Bu gölgelerin tas levhalar üstinde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde yilin uzunlugu yanlissiz olarak saptanabiliyordu.

* Büyük Piramit'le dünyanin merkezi arasindaki uzaklik,Kuzey kutbuyla arasindaki uzakliga esittir ve kuzey kutbuyla dünyanin merkezi arasindaki uzakliga esittir.

* Piramitin yüksekligiyle,çevresi arasindaki oran,bir dairenin yari çapiyla çevresi arasindaki oranin dengidir.Dört kenarlar dünyanin en büyük ve çarpici üçgenleridir.

* Gizde'den geçen boylam,dünyanin denizleriyle anakaralarini iki esit parçaya böler.Bu boylam ayrica,kara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olup,bütün yer kürenin uzunluguna ölçümünde dogal sifir noktasini olusturur.

* Büyük piramitin tepesi Kuzey kutbunu,çevresi ekvatorun uzunlugunu temsil eder.Ve iki uzunluk ayni mikyasa uygunluk gösterir.
PERİYODİK TABLONUN SIRLARI

Kimyacıların belki de en çok kullandığı alet-edevat olan periyodik tablo, bize sadece elementlerin özellikleri hakkında bilgi vermekle veya şu an var olmayan, olası elementleri öngörmemizi sağlamakla kalmaz, bütün bir dünya tarihi hakkında da gizli bilgiler içerir. Öyle ki, Doğulu bir hükümdarın vezirlerinden dünya tarihini yazmalarını istediğinde ona periyodik tabloyu getirdikleri şeklinde rivayetler vardır. Ama hükümdarın Mendeleev'den çok önce yaşamış olması yüzünden, biz bu rivayete inanmıyoruz.

Neyse gelelim elementlerimize..Amerikyum, Einsteinyum, Kaliforniyum, Germanyum, Polonyum gibi bariz olanlar dışında çoğu element kendini öyle hemen ele vermekten kaçınır. Onları tanımak için az çok dünya coğrafyasını, eski yunancayı, mitolojiyi filan bilmek gerekir. Mesela bugün garp ilinin şirin bir vilayeti olan Manisa'nın 2500 yıl önceki adı Magnesia'dır ve Magnezyum ve Manganez'e adını vermiştir.
İsveç'in bir kasabası olan Ytterby ise Manisa'dan daha baskın çıkmış, dört elemente birden isim babalığı yapmıştır: İterbiyum, İtriyum, Erbiyum ve Terbiyum.

Biraz da mitolojiden örnek verelim. Vanadyum adını güzel İskandinav tanrıçası Vanadis'ten almıştır. Sonra savaş tanrısı Thor Toryum'a, ışığın, aydınlığın simgesi Promethus da Prometyum'a ismini vermiştir.

Liste böyle uzayıp gider. Renk anlamına gelen chroma Krom'a, gökkuşağı demek olan iris İridyum'a, Berkeley Berkelyum'a ve Ren Irmağı Renyum'a isim verir durum yıllar boyu. Burada hepsini birden yazacak değilim, merak eden Ömer Kuleli'yle Osman Gürel'in Kimya Güzeldir kitabına bakabilir.

İnsan Beyninin Sırları
İnsan beyni hiç bir bilgisayarla karşılaştırılmayacak kadar karmaşık ve üstün bir sisteme sahiptir. Beynin içine derinlemesine girildikçe, bizim kavrayabilme sınırlarımızı zorlayan detaylarla karşılaşırız, orda henüz kavramayı tam olarak beceremediğimiz bambaşka bir dünya vardır.

Bizim yerimize düşündüğünü zannettiğimiz beyin aslında karar verme yeteneğine sahip olmayan basit hücrelerden oluşur.

Dişideki yumurta hücresinin, erkekten gelen sperm hücresiyle birleşmesi sonucu meydana gelen hücre, tekrar-tekrar bölünerek binlerce, milyonlarca hücre oluşturur. Vücutta bulunan tüm hücrelerin ortak özellikleri vardır. Çekirdek, mitekondri, sitoplazma vb... Fakat her hücre farklı bir dokuyu oluşturur. Beyin ve sinir sistemini oluşturan hücrelere nöron denir. Nöronların ise diğer hücrelerden belirgin olarak görülen farklılıkları akson ve dendrit adı verilen iki uzantılarının olmasıdır. Hücre çoğalmasının 18. gününde sinir sisteminin ilk farklılaşmaları oluşmaya baslar. Embriyonun sinir sistemi oluşmaya başlarken başkalaşan sinir hücrelerinin akson ve dendritleri hücre gövdesinden uzar. Her nöronun sahip olduğu akson ve dendritlerin uzunlukları birbirinden farklıdır ve hepsi sahip oldukları uzunluklara göre bir görev üstlenmişlerdir. Mesela, omurilikten ayağa mesaj iletecek akson 1 m. uzunluğundayken, gözümüzden beynimize uzanan diğer bir akson sadece 5 cm. uzunluğundadır. Vücuttaki milyarlarca akson ve dendrit, görevlerini gerçekleştirmek için sadece kendilerine gerekli olacak uzunluğa kadar gelişir ve ardından büyümeleri durur. Vücuttaki tüm nöronların sahip olduğu bu uzantılar sayesinde tüm bilgiler gereken yerlere iletilir. Nöronların bu şekilde olması, vücudun her kösesine yayılarak sinir sistemimizi oluşturmalarını ve vücudumuzdaki haberleşmeyi çok hızlı bir şekilde gerçekleştirmelerini sağlar. Böylece beyin vücuttaki her noktadan eksiksiz bilgi alır. İletişimin en önemli elemanları ise elbette ki nöronlardaki akson ve dendritlerdir. Her ikisi arasında çok uyumlu bir iş bölümü vardır. Dendritler gelen mesajı hücre gövdesine iletmekle, aksonlar ise hücre gövdesinde değerlendirilen bu mesajı başka bir nörona iletmekle görevlidirler.
Bir nöronun birden çok dendrite sahip olması onun vücudunun değişik yerlerindeki nöronlarla birebir iletişim halinde olmasını sağlar. İnsan bedenindeki 100 milyar nöron göz önüne alındığında ve bunların her birinin birden fazla dendrite sahip olduğu düşünüldüğünde, sinir sisteminin, ne kadar karmaşık olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Tipik bir nöron 1.000 ile 10.000 farklı bağlantıya sahip olabilir ve 1.000 farklı nörondan bilgi alabilir. Bu da, 'bir nöronun dendritleri, vücuttaki diğer 10.000 farklı nöronla dolaylı bağlantıya geçerek, onlardan da kendisine bilgi akışı olmasını sağlayabilir' demektir �ki bu böylece uzayıp gider-. Bu rakamlar üzerinde düşündüğümüzde de, sinir sistemindeki sonsuz bağlantıların oluşturduğu karmaşık ağ daha iyi hayal edilebilir.

Beyin ve sinir sisteminde fiziksel katmana bakıldığında, işlemci, sinyal iletim ortamı ve yol verici olarak, sinir sisteminin temel öğesi olan nöron, ya da sinir hücresi görülmektedir. Sinir hücresini oluşturan dendrit, hücre gövdesi, akson ve akson uçları (sinaps) şekilde gösterilmiştir. Dendritler sinaptik sinyalleri girdi olarak almakta, hücre gövdesi bu sinyalleri -bilindiği kadarıyla- analog bir yöntemle işlemekte ve üretilen denetim sinyali ya da sinyalleri aksonlar aracılığı ile denetlenecek hedef hücrelere iletilmektedir.

Tipik bir nöron, hücre gövdesi ve dendritleri üzerine dış kaynaklardan gelen elektrik darbelerinden üç şekilde etkilenir. Gelen darbelerden bazısı nöronu uyarır, bazısı bastırır, geri kalanı da davranışında değişikliğe yol açar. Nöron yeterince uyarıldığında çıkış kablosundan (aksonundan) aşağı bir elektriksel işaret göndererek tepkisini gösterir. Genellikle bu tek akson üzerinde çok sayıda dallar olur. Aksondan inmekte olan elektrik işareti dallara ve alt dallara ve sonunda başka nöronlara ulaşarak onların davranışını etkiler. Nöron, çok sayıda başka nöronlardan genellikle elektrik darbesi biçiminde gelen verileri alır. Yaptığı iş bu girdilerin karmaşık ve dinamik bir toplamını yapmak ve bu bilgiyi aksonundan aşağı göndererek bir dizi elektrik darbesi biçiminde çok sayıda başka nörona iletmektir. Bu çalışma mantığı örnek alınarak yapay sinir ağları geliştirilmiştir. Nöron, bu etkinlikleri sürdürmek ve molekül sentezlemek için de enerji kullanır fakat başlıca işlevi işaret alıp işaret göndermektir, yani bilgi alışverişidir.

Ortalama bir beyinde milyarca sinir hücresi vardır. Dolayısıyla sayıları arttıkça beyin işlevlerinin de artacağı açıktır. Nöron sayısı kadar önemli olan bir diğer özellik; nöronların uzantıları aracılığı ile diğer nöronlarla oluşturdukları ilişkilerdir. Bilgi alışverişinin yapıldığı bu ilişki noktaları (sinapslar) nöron başına 1000 ile 10.000 arasında değişir. Sinapslar, etkiye akım var / akım yok şeklinde tepki gösterir. Demek ki, bir nöron 10-üz3 hatta 10-üz4 tepki verebilir. 10-üz10 nöron olduğuna göre, sinir sisteminde tepki sayısı ya da bilgisayar deyimiyle söylersek bit sayısı, 10 trilyon ile 100 trilyon arasında değişecektir. Bu bit sayısı 500 sayfalık, bir milyon kitabı dolduracak büyüklüktedir. (Yaklaşık 116.416 Gb.)

http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/UFOTEKNOLOJII.HTM

http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/NEGATIFWORMHOLE.htm

http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/zamanmakinesi.htm

http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/zamandayolculukyapilabilirm.htm

http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6r%C3%BCnmezlik_pelerini

YUKARIDAKİLERİN HEPSİ ALINTIDIR

Yorumlar

slm

selin | 16/04/2009, 00:29

umut ben selin siten spür

Yorum Ekle
 
Erişilebilir ve Geçerli XHTML 1.0 Strict ve CSS
Copyright © 2008 RixLOG.COM , Bütün Hakları Saklıdır.